YETİMLERİ KORUMAK VE GÖZETMEK

Mehmet SÖNMEZOĞLU nun Makalesi

Yüce Allah, yetimleri koruyup gözetmeyi, himaye etmeyi, onlara sahip çıkmayı, dertleriyle ilgilenip sıkıntılarını halletmeyi, onlara Allah’ın bir emaneti olarak bakmayı, haklarını korumayı başta yetimlerin yakınları olmak üzere bütün mü’minlere görev olarak vermiştir. Çünkü yetimler en yakın koruyucularını yitirmişler, madden ve manen ihtiyaç içine düşmüşlerdir. Çalışıp hayatlarını kazanacak, sağlıklı olarak hayata devam edecek imkânları da bulunmamaktadır. Bu sebeple toplumlarda korunmaya muhtaç olanların başında yetimler gelmektedir.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, bu toplumsal gerçeğe yer vererek, yetimlerin hakkını tespit etmiş, onlara karşı yapılması gereken görevler yanında, onlara karşı davranış biçimini de belirtmiştir. “Yetimi sakın üzme” (Duhâ, 93/9) diye buyurarak başta yetimin yakınları olmak üzere bütün müminleri uyarmış, kendisi de bizzat yetim olan peygamberimize sahip çıktığını, “Yetim bulup barındırdığını” (Duhâ, 93/6) beyan buyurmuştur. Yine Mâûn Suresinde, “Gördün mü, o dini yalanlayanı! İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir” (Mâûn, 107/1-3) buyurarak dini yalanlayan, âhireti inkâr eden bir kimsenin nitelikleri arasında yetime kötü davranmayı da zikretmiştir. Bir başka ayet-i kerimede de cehennemlikler, fakirleri ve yetimleri doyurmayıp, böylece topluma hizmete yanaşmamakla suçlanmışlardır. (Fecr, 89/17-19)

Şurası bir gerçek ki, insan olmanın sorumluluğu ile yetim yavrulara sahip çıkanlar, toplumun bir derdini çözmüş, bir yarasını sarmış olarak eşsiz bir manevî zevki tadarlar. Ayrıca şu hadis-i şerifin va’d ettiği hesapsız mükâfatı kazanırlar: “Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık sevap vardır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 250)

Bir yetim olarak dünyaya gelen Hz. Peygamber (s.a.s.) hayatı boyunca yetimler konusunda çok hassas davrandı. Bir gün şehadet parmağı ile işaret parmağını açıp göstererek, “Ben ve yetimi koruyup gözeten kimse cennette şöyleyiz” (Buhari, Sahih, Talak, 25) sözleri ile yetimi koruyanın yerinin cennette kendisiyle yan yana olduğunu müjdeledi.

Yetimlerle ilgili önemli bir konu da onların mallarına karşı takınılacak tavır konusudur. Her ne kadar yetim denince akla her bakımdan korumaya muhtaç yetimler gelirse de durum her zaman böyle olmamakta, bazen yetimin ekonomik durumu iyi olmaktadır. Bu durumda onun malının da korunması söz konusu olmaktadır. Kur’an yetimin malına dokunmayı, ateş yemek olarak değerlendirir. (Nisa,4/10) Hz. Peygamber (s.a.s.), yetimlerin malına, haklarına tecavüzü, öldürücü yedi büyük günahtan biri olarak göstermiş ve “Siz fertlerin ve milletlerin mahvına sebep olan mühlik yedi günahtan sakınınız” buyurmuştur. Sahabe-i kiram bunlar hangileridir diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s.): “Allah’a şirk koşmak, büyü yapmak, Allahu Teâlâ’nın katlini haram kıldığı kimseyi öldürmek, tefecilik yapmak, yetim malı yemek, düşman ile muharebe yapılırken kaçmak, namuslu bir kadına zina isnat etmektir” (Buhari, Vesaya; Müslim, İman) buyurdu. Peygamber (s.a.s.) Miraç gecesi birtakım insanların ağızlarından sokulan ateş mızraklarının vücutlarının alt kısmından çıktığına tanık olduğunu, bu insanların kimliklerini Cebrail’e sorduğunda, “Bunlar yetim hakkı yiyenlerdir” cevabını aldığını söylüyor. (Heytemi, 1/196–197)

İslâm’dan önceki toplumlarda yetimler itilip kakıldığı gibi, çeşitli yollarla onların mallarına da sahip olmaya çalışılırdı. Yüce Allah, “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.” (Nisâ, 4/10) “Rüştüne erinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.” (En’âm, 6/152) buyurmak suretiyle bu haksız uygulamaya son vermiştir. Bu ayetlerin inmesi üzerine Müslümanlar, himayelerindeki yetimlerin malları konusunda çok hassas davranmaya, mallarının kendi mallarına karışmamasına özen göstermeye başladılar.

Şu halde imanın verdiği yükümlülükle, yüreğinden kopup gelen derin bir şefkat duygusuyla bir yetimi kucaklayıp bağrına basan, başını okşayan, ona yalnızlığını ve yetimliğini unutturmaya çalışan bir kimse, ilahi rahmet sağanağı altında yıkanmış ve günahlardan arınmış olmaktadır. Bir yetim gülüyorsa, başına şefkat eli değdiği içindir. Bir yetim gülüyorsa bütün toplum gülüyor demektir. Şu hadis de bu gerçeği pekiştirmektedir: “Bir kimse Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç (Allah’a şirk koşmak ve kul hakkı yemek) işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizi, Birr, 14)

Allah Teâlâ yetimleri koruyanlara sevgili Resulüne komşu olma bahtiyarlığını lütfetmiştir. Ne mutlu o bahtiyarlara!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet SÖNMEZOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sizin Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sizin Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sizin Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sizin Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.