HZ. PEYGAMBER'İN ÖZELLİKLERİ

Mehmet Sönmezoğlu nun yeni makalesi

Yüce Allah (c.c.) kâinâtı ve her şeyi yoktan var etmiş ve "...yarattığı her şeyi sapasağlam yapmıştır" . Yaratılanların içinde en şerefli ve en üstün varlığın insan olduğunu beyân ederken de "Muhakkak biz, Âdemoğullarını değerli kıldık. Karada ve denizde onları taşıdık. Onlara güzel rızıklar verdik. Yarattıklarımızın birçoğu üzerine üstün kıldık..." Buyurmuştur."Geceyi-gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize amade kıldı. Yıldızlarda onun emriyle boyun eğdirilmişlerdir..." Ayetiyle de her şeyin insan için yaratıldığını açıklamıştır. Zira Kâinatın içinde ilim sahibi olan sadece insandır. İnsanlardan vahye mazhar olanları ise ancak peygamberlerdir. Bunun için Cenab-ı Allah peygamberlere emirlerini ve yasaklarını bildirmiştir. Ümmeti Muhammed’e Kur’an-ı kerimi bahşederek okuyanları kendisiyle konuşma üstünlüğüne erdirmiştir.

İnsanların diğer varlıklara üstün olduğu gibi, Peygamberlerden de, "Sen en büyük bir ahlâk üzerindesin" ayetine muhatap olan Hz. Muhammed (sav) de bütün varlıklardan ve hatta peygamberlerden üstündür. O, diğer üstünlüklerinin yanında, "Fezâ il”inin zirvesi olan güzel ahlâkı ile diğer Peygamberlerden üstündür. Zira O'nun ahlâkı, Hz. Aişe'nin beyan ettiği gibi, "...Kur'ân'dan ibaretti" . Böyle olunca Hz. Peygamberin hayatı Kur'an'ın tatbikinden başka bir şey değildir. Bunun için Kur'an'ın emir ve nehiylerine uymak isteyen kimse, karşısında "En güzel örnek" olarak, Hz. Peygamber'i (sav) bulacaktır. Nitekim bir âyet-i Kerime'de, "Resulullah'ta sizin için en güzel örnek vardır" buyrulmaktadır. Hayatı Kur'ân'dan ibaret olan bir önderin örnek alınması için her halinin bilinmesi gerekir. Bundan dolayı bütün hal ve hareketlerine ilgi duyulan ve hayatının en ince noktalarına kadar tespit edilen tek zât sadece Hz. Peygamber (sav)'dir.

Konumuz olan özellik, üstünlük, Fazilet, kelime olarak artmak, güzel ahlâkın yüksek derecesi, şeref, vazife ve lütuf manalarına gelmektedir. Terim olarak, "insanın başkasına göre sahip olduğu meziyet ve üstünlükler'''ine denir. Bu üstünlükler başlıca beş şeyle meydana gelir. Bunlar:

1. Mal, mülk, aile ve çevre.
2. Fizikî güzellik.
3. Ahlâk üstünlüğü.
4. Allah'ın hidayeti.
5. Ahiret mutluluğudur.

Hz. Peygamber (sav)'in faziletleri, yukarıda saydığımız beş şeyle birlikte daha birçok dünyevî ve uhrevî meziyetleri de içine almaktadır."Fezâilü'n-Nebî" yani ”peygamberin faziletleri”nin sınırlarını çizmek oldukça zor bir iştir. Zira O'nun diğer halleri olan, Şemâil'i, Mucizeleri ve Hasâis'i de bir bakıma Fezâil'inden sayılır. Çünkü O'nun beşerî yönünü mevzu eden Şemâil'i, sahip olduğu kemâlâtı itibariyle bir başka kimse de görülmemiştir. Bunun gibi "delâil'i yani mucizeleri de diğer peygamberlerin mucizelerinden farklı bir üstünlüğe sahiptir. Her Peygamberin mucizesi kendi asrı ve hayatı ile sınırlandırılmıştır. Hâlbuki Hz. Peygamber (sav)'e verilen Kur'ân-ı Kerim'in mucizeliği kıyamete kadar devam edecektir. Hasâis'i diğer peygamberlerinkinden farklı olup daha mükemmel bir üstünlüğe sahiptir. O'nun kendisine mahsus bu üstünlüğü hem dünyada hem de ahirette geçerliliğini koruyacaktır. Eğer O'nu başka birisiyle mukayese etmek imkânına sahip olsaydık O'nu daha yakinen tanımış olurduk. Hz. Peygamber (sav) örnek bir insan olup, O'nun örnek alınacak yönü, sadece "Şemâil"idir. Şemâil kelimesi "şimâl"den türemiştir. Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış ve tavır" gibi anlamlar taşır. Şemâil kelimesi ilk başlarda daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve Peygamber Efendimiz’in nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime dönüşmüştür. Rabbimizin âlemlere üstün kıldığı bu seçkin kulu ve Resulünün karakterine ve görünüşüne dair aktarılan her bir detay, aynı zamanda onun üstün ahlâkının da bir yansımasıdır. Peygamber Efendimiz’in şemâilinin bilinmesinden amaç, O’nun güzel özelliklerini inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarıp örnek almaktır. Mucizeleri Peygamberliğini ispat için, "Hasâis"i de, kendisine ait hak ve vazifelerini ilgilendirdiğinden bu haller de O'na uymak gerekli ve hatta bazı hususlarda doğru değildir.

Hz. Peygamber'in faziletlerini dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki kısma ayırabiliriz. Dünyevî faziletlerinin bazıları şunlardır. Kanaatkâr oluşu, ailesinin kendisine yardımcı olması, âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, güzel isimlerle çağrılması, kalbinin İslâm nuru ile nurlandırılması, günahlardan korunması, nâm u şânının yükseltilmesi, ebedî mucize olan Kur'an'ın kendisine verilmesi, Miraçla taltif edilmesi, ruhunun yaratılması itibariyle varlıkların ilki, dünyaya teşrifi itibariyle de peygamberlerin sonuncusu olması ve Allah'ın kendisine "Halil'im" ve "Habib"im demesidir.

Uhrevî bazı faziletleri de şunlardır: Kıyamet günü her yerde önder olup ilk sırayı alması, havzı kevserin kendisi ve ümmetine tahsisi, şefâat hakkına sahip olması ve şefaat etmesi, Makam-ı Mahmud'a yükseltilmesi vs.dir . O'nun diğer insanlara ve peygamberlere göre sahip olduğu daha birçok fazilet ve üstünlükleri vardır.

A-HZ. PEYGAMBERİN DÜNYEVÎ BAZI FAZİLETLERİ

1. Mal ve Mülkün Fazilet Açısından Değeri:
Mal ve mülk mutlak manada üstünlük sebebi değildir. Asıl fazilet, Hz.Peygamberin hayatında olduğu gibi, kanaatkâr olmak, çevresindeki insanların sıkıntılarını gidermektir. Hz. Peygamber (sav), "Allah yolunda harcanan mal ne iyidir" buyurmuş ve hayatı boyunca sahip olduğu malların tamamını tasadduk etmiştir. Geçim hususunda izlenmesi gereken noktada örnek olan Hz. Peygamber (sav), kanaatin asgarî mertebesini şöyle açıklamıştır: "İnsanın içinde oturacağı bir evi, bedenini örtecek bir elbisesi, bulduğu kuru bir ekmek parçası ve içeceği su ona yeterlidir." Hz. Peygamber (sav)'in tam bir zühd hayatı yaşadığını eline geçen maddî servetleri hep fakirlere tasadduk ettiğini kaynaklarda görmekteyiz" .Yani Hz. Peygamber bütün imkânlara sahip olmasına rağmen fazla malı meşru yerlere harcamıştır.

2. Aile ve Çevrenin Fazilet Açısından Değeri:
İnsanı, faziletli kılan unsurlardan biri de ailesinin, neslinin ve çevresinin iyi insanlarla çevrilmiş olmasıdır. Kötü aile, Kur'ân-ı Kerim'de, "düşman" olarak tasvir edilmiştir . Hz. Peygamber gerek nesep cihetiyle ve gerekse ailesi bakımından faziletli aile fertlerine sahipti. Soyu Hz. İbrahim'e kadar uzandığı için Arabın eşrafındandı. Kur'an'da methedilen ailesi, Ehl-i Beytinin şeref ve fazileti ise izahtan varestedir. “Peygamber müminlere kendi öz nefislerinden daha yakındır. Onun hanımları da müminlerin anneleridir….

3. Âlemlere Rahmet Oluşu:
Rahmet, acıma, yardım etme, lütûf manâlarına gelir. Allah'ın rahmeti umum ve husus olmak üzere başlıca iki kısma ayrılır. Hususî olanı, Allah'ın muayyen vakitlerde kullarına yaptığı rahmettir. Umumî olan ise, Hz. Muhammed (sav)'in gönderilişidir. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyrulur. Her şey O'nun gelişiyle kemâlini bulmuş, bütün alemler onun rahmetine ulaşmış ve rahmet oluşundan istifade etmiştir. Bunun için de bütün insanlar ve varlıkların Peygamber'i olmuştur. O'nun âlemlere rahmet oluşunu kısaca şöyle izah edebiliriz.
a) Hz. Peygamber (sav)'in ahlâk ve davranışlarının örnek oluşu:
Hz. Peygamberin örnek alınması insana dünyevî ve uhrevî saadeti temin eder. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Resulullah sizin için en güzel bir numûnedir..." Buyrulur. Kim O'nun yolundan gider, ahlâkıyla ahlâklanırsa dünya ve ahiretin sıkıntılarından kurtulmuş olur.
b) Resulullah mü’mine doğru yolu gösterdiği, münafığı öldürülmeden emin kıldığı, kâfirin azabını ahirete bıraktığı için bütün insanlığa rahmet olmuştur. O'nun gelmesiyle kâfirler, geçmiş ümmetler gibi dünyâda umumî bir âzaba çarptırılmadan kurtulmuştur.
c) Daha önce âkıbetinden emin olmayan Cebrâil isimli büyük melek en-Necm suresinde Hz. Peygamber'le birlikte, methedildiği için akıbetinden emin olmuştur.
d) Hayatta olduğu müddetçe Ashabı, vefât ettikten sonra da sünnetine tâbi olan herkes emniyet içinde yaşamıştır. Bu da O'nun ümmeti için rahmet olmasının bir sonucudur .
e) Hz. Peygamberin gelişi sadece insanlar için değil, yer, gök ve hatta kâinatın tümü için rahmet vesilesi olmuştur. Zira çevremizdeki canlı ve cansız varlıkların değeri O'nun getirdiği prensipler sayesinde anlaşılmıştır. Nitekim O bir hadîs-i şerifinde, "...Mekke'nin ağaçları kesilmez, vahşi hayvanları ürkütülmez. Avlanılmaz. Kayıp eşyası alınmaz..." buyurur. Çevreyi koruma fikrinin sadece Mekke ve Medine'ye mahsus olmayıp genel olduğunu gösteren prensipler de vardır
Her türlü kirliliğe karşı olan Hz. Peygamber, bir hadîslerinde, "Din temizlik üzerine kurulmuştur" demiştir. Hz. Peygamber (sav) bilhassa deniz, göl gibi durgun suların, ağaç altlarının ve yolların kirletilmemesini istemiş, ağaçların ve bitkilerin keyfî olarak tahrip edilmesine karşı çıkmıştır. Hatta en küçük bir kuşun bile keyfi bir şekilde öldürülmesini yasaklamış, böylece de bitki ve hayvanlar için de rahmet vesilesi olmuştur.
Kur'ân-ı Kerim'de beyan edildiği üzere ay, güneş ve hatta her varlığın hak ettiği değeri gösterilmiştir. Bu hak bu varlıkların ilahlaştırılmaması, Allah'a itaat etme şerefiyle şereflendirilmeleridir. Aslında bunlar insanların faydası için yaratılmıştır. Bunların değeri ancak Hz. Peygamberin gelmesiyle ortaya konulmuştur. Zira O'nun gelmesiyle her şey hak ettiği makamı elde etmiştir.

4. Güzel İsimlerle Yad edilip Adına Yemin Edilmesi:
Hz. Peygamber (sav) fazilet ve üstünlüğünü ifade eden birçok kelimelerle isimlendirilmiştir. Bu isimleri ve manâlarını kısaca zikredelim: Bir hadîslerinde, "Benim beş ismim vardır. Ben Muhammed'im, Ahmed’im ve Mâhî'yim, Allah benimle küfrü yok etmiştir. Ben Haşir'im. Halk kıyamet günü benim etrafımda toplanacaktır. Ben Akib'im. Yani Peygamberlerin sonuncusuyum" buyurur. Muhammed ve Ahmed isimlerini bizzat Allah Teâla Kur'ân-ı Kerimde zikretmiştir. Muhammed ve Ahmed çok övülen ma'nâlarına gelir. Gerçekten de O, övülenlerin en büyüğü ve en üstünüdür. Kendisine Livâu'l-Hamd (Hamd Sancağı) verilmiştir. Arasât meydanında O'nunla tanınacak, Cenâb-ı Hakk O'nu Makam-ı Mahmud'a kavuşturacaktır .

Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadîslerinde on isminin olduğunu açıklamış ve bunlardan sadece Tâhâ, Yâsin isimlerini zikretmiştir. Bazı tefsirlerde açıklandığına göre Tâhâ, ey Tâhir yani ey temiz kişi, Yâsin ise ey Seyyid yani ey efendi demektir.

Başka bir rivâyette, Resulu'r-Rahme, Resulu'r-râhe isimleriyle yâd edilmiştir. Cihada memur olması hasebiyle de Resulu'l-melâhim adını almıştır. El-Mükaffâ ismi diğer peygamberlerin peşinden gelip sonuncusu, el-Kayyim, sünnetini tesis ettiği, el-Küsem, insanları hayırda toplayıcı olduğundan dolayı kendisine isim olarak verilmiştir.

Hz. Peygamber'in medhi ve faziletiyle ilgili 25'i Kur'ân-ı Kerim'de, 33'ü geçmiş kitaplarda ve sünnet mecmualarında olmak üzere toplam 58 vasfı daha mevcuttur. Ayrıca Allah'ın isimlerinden alınarak kendisine 30 isim daha verilmiştir. Bütün bu isim ve vasıflar Hz. Peygamber'in üstünlüğünü, faziletlerini övülecek yönlerini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de, Hz. Peygamber (sav)'in adına, şerefine yemin etmiştir ki, bunlar da O'nun üstünlüğünü ortaya koyar. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Hayatına yemin ederim ki, onlar (Lut Kavmi) sarhoşlukları içinde muhakkak serseri bir halde idiler" buyrulur. İbn Abbâs der ki, Allah Tealâ sadece Hz. Peygamber (sav)'in hayatına yemin etmiştir. Bu konuyla ilgili bir kelime de, daha önce zikrettiğimiz Yâsin kelimesidir. O, ey insan ma'nâsına da gelir. Bundan Hz. Peygamber (sav) kastedilir. Bu kelimeden sonra "ve'l-Kur'ân-il Hâkîm" terkipleri yemin olarak öncesine atfedilir, ma kabli'ni tekid eder. Yine, bazı müfessirlere göre, "Ve'n-Necmi İzâ Hevâ- battığı zaman yıldıza and olsun ki," cümlelerindeki yıldızdan Hz. Peygamber kastedilmiştir. Bu da Hz. Peygamber'in üstünlüğünü ifade eder.

5. Kalbinin İslâm Nuru ile Aydınlatılması:
Hz. Peygamber (sav)'in kalbi, Peygamberliğinin ilk yıllarındaki sıkıntılardan kurtarılmış, yerine sükün, rahatlık verilmiş ve İslâm nuru ile aydınlatılmıştır. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Senin göğsünü şerh etmedik mi?" buyrulur. Yani göğsüne genişlik, kalbine ferâh, nefsine kuvvet vermedik mi? Hâl ve istikbâlde, dünyâ ve âhirette bütün muratlarını izah edip de her müşkülünü yenecek büyük bir ruh ile şaşkınlıktan hidâyete, gamdan sürûra, darlıktan genişliğe erdirmedik mi? demektir. Hz. Peygamber (sav)'in kalbi, biri çocukluğunda, diğeri miraç gecesi olmak üzere başlıca iki defa manevî bir ameliyâtla açılmış, yıkanmış, içine hikmet doldurulmuştur. Ameliyatın dört defa vukû bulduğunu söyleyenler de vardır. Bu görüşleri gösteren birçok âyet ve hadîs mevcuttur.

6. Günahlardan Korunması:
Günah ve sevâp kazanmaya istidâdı olan insanoğlunun hiç birisi mâsum (günahtan korunmuş) değildir. Hatta son peygamber olan Hz. Muhammed (sav) dahi zelle ve hata etmekte mâsum değildir. Bir âyet-i Kerimede, "...günah ve vebâli senden ıskat etmedik mi?, ki o, senin sırtına ağır gelmiş (kemiklerini gıcırdatmış) ti" buyrulur. Burada atılan şeyin peygamberliğin başlangıcındaki son derece gamlandıran ve tahammülü ağır gelen bir takım zorlukların olduğu dendiği gibi, O'ndan sudur edebilecek olan bazı zellelerin olduğu da denmiştir. Bu durumu aşağıdaki âyeti kerimede ispat etmektedir. Âyet şöyledir: "Senin geçmiş ve gelecek günahını Allah yarlığamıştır..." . Âyet, Peygamberimizin dahi bazı küçük günahlarını göstermektedir. Diğer Peygamberler dahi bazı hatalar işlemişlerdir. Büyük günahlardan ise peygamberliğin gereği mâsum kalmışlar ve hiç bir zaman devamlı küçük ve büyük günah işlememişlerdir.

7. Nam ve Şânının Yükseltilmesi:
Hz. Peygamberin en büyük fazileti elbette ki peygamberlikle taltif edilmesidir. Peygamberlik çalışmakla elde edilmez ve de layık olmayana verilmez. Cenâb-ı Hakk onu dilediğine verir. Hz. Peygamberin nam-u şânı "Kelime-i Tevhid ve şahâdet"te yer almasıyla yükseltilmiştir. Zirâ bugün dahi yeryüzünün her tarafında her dakika içinde okunan ezanlarla birlikte Allah isminin yanında Hz. Peygamberin ismi yükseltiliyor.

8. Kendisine Kur'ân-ı Kerim ve Cevâmiu'l-Kelim'in Verilmesi:
Bilindiği gibi, Allah Tealâ insanları hidâyete erdirmek doğru yolu göstermek için kendilerine sahife ve kitaplar indirmiş, peygamberler göndermiştir. Ancak indirilen bu kitap ve sahifelerin hepsi zamanla tahriften kurtulamamıştır. Kur'ân-ı Kerim bunlardan müstesnâdır. Zira o tahriften ve tebdilden korunmuştur. Kur'ân-ı Kerim belâğatın zirvesine ulaşmış mûciz bir kitaptır. Hz. Peygamber (sav)'in sözleri de Kur'ân-ı Kerim gibi üstün bir belâğa sahiptir. Ancak mucize değillerdir. Az kelimelerle çok manâları ifade etmeye Cevâmi-u'1-Kelim denir. Hz. Peygamberin sözleri fesahât ve belâğatta ileri bir seviyeye sahip olup Cevâmiu'l-Kelim onların en önemli hususiyetleri idi. Bu türlü hadîsleri bazı âlimlerimiz bir araya toplamıştır.

9. İsrâ ve Miraç’la Taltif Edilmesi:
Hz. Peygamber (sav), cumhura göre, Hicretten 1,5 yıl önce İsra ve Miraç'la Cenâb-ı Allah'ın huzuruna kabul edilmiştir. Bu kabul vesilesiyle önce kısa bir zaman içinde Mekke'den Kudüs'e gitmişti. Buna İsrâ denir. Olayın bu kısmı âyetlerle sabittir. Daha sonra Kudüs'ten göklere, Sidretü'1-Müntehâ'ya yükseltilmiş, Cennet ve Cehennem dahil bir çok âlem kendisine gösterilmiştir. Bu kısma da Miraç denir. Hattâ bazı âlimlerimizin nakline göre, Cenâb-ı Hakk ile görüşmüş ve konuşmuştur. Tahiyyatta ifadesini bulan cümleler bu konuşmanın bir bölümü olarak rivayet edilmiştir.

10. Fizikî ve Ahlâkî Yönden Üstünlüğü:
Hz. Peygamberin bedeninin mükemmel yaratılışı ve ahlâkının yüceliği O'nun Şemâil'i demek ise de, başkalarından üstün olması itibariyle de "Fezâil'inin muhtevasına dahil edilmiştir. Hz. Peygamberin uzuvlarının kusursuz olarak yaratılışı, ahlâkının yüceliği ile birlikte bir güzellik manzumesi oluşturur. Bu manzume aynı zamanda saygı ve ihtiramı celp eder. Bunun için Hz. Ali, "...Hz. peygamberi ilk gören heybet ve saygısından dolayı titrer, beraber düşüp kalkan O'nu çok sever..." demiştir. Ashabı Kirâmdan "Dihye"nin yüzü güzeldi. Cerir'in de bedeni mükemmeldi. Yusûf (as)'a kâmil güzelliğin yarısı verilmişti. Hz. Peygamber'e ise yüz, beden güzelliğinin yanında ahlâk güzelliği de verilmişti. Böylece O her yönden güzeldi ve mükemmel bir yaratılışa sahipti. Mekke fethedilmişti. O'nun karşısında kendisini oradan çıkaran, öldürmek için her çeşit tuzağı kuran ve akla gelen her türlü kötülüğü kendisine ve arkadaşlarına yapan mağlup kavmi vardı. O, bu mağlup kavmine, "...haydi gidiniz hepinizi bağışladım..." demişti.

11. İlk ve Son Oluşu:
Cenâbı Hakk'ın iradesi, mahlukâtı yaratmaya, rızıklarını takdir etmeye taalluk edince "Muhammedî Hakikâti" kendi öz nurundan halk etti. Ulvî ve süflî bir araya gelen ne kadar âlem varsa, ezelden irâdesiyle o hakikate bağladı. İlk olarak O'nun Nebîliğini bildirdi. Resullüğünü müjdeledi. İşte bu sırada Âdem (as) ruh ile cesed arasındaydı.
Allah'ın el-Bâtın (idrâklerden gizli) isminin gereği olan Hz. Muhammed (sav)'in varlığı, zamanı gelince "ez-Zâhir" isminin tecellisine mazhar olup ruhunun cesediyle birleşmesine, dünyaya teşrifine vesile oldu. Böylece ruhen önce yaratılan Hz. Peygamber (sav) dünya hayatına son peygamber olarak teşrif etti. Nitekim İrbâd b. Sâriye'nin rivâyetine göre Hz. Peygamber (sav), "Ben Allah'ın indinde Nebilerin sonuncusu iken Adem'in balçığı toprağa bırakılmış upuzun yatıyordu. Ve henüz kalıbına ruh üflenmemişti" buyurdu. Peygamber (sav)'in geleceği bütün peygamberler tarafından müjdelenmişti. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Allah (geçmiş) peygamberlerden and olsun ki size kitab ve hikmet verdim. Sonra nezdinizdeki (o kitap ve hikmeti) tasdik eden bir peygamber gelmiştir (gelecektir). O'na katiyen iman ve O'na her halde yardım edeceksiniz diye misak aldığı zaman..." buyrulur. Bu âyet, aynı zamanda Hz. Peygamberin nübüvvetinin bütün zamanları kapladığını da göstermektedir. Diğer peygamberlerin ruh ve cesedine birlikte verilen peygamberliğin O'nun sadece ruhuna verilmesi, O'nun için bir husûsîlik ve üstünlük vesilesidir.

Diğer bir üstünlüğü de mahlûkatın içinde ilk önce O'nun nurunun yaratılması ve her şeyin ondan türetilmesidir. Nitekim Abdurrezzak es-San'anî'nin Câbir b. Abdillah'tan rivâyetine göre kâinatta ilk önce Hz. Peygamberin nuru yaratılmıştı. Diğer varlıklar da o nurdan yaratılmıştı denir. Halbuki "...Allah vardı. Başka bir şey yoktu. O sırada Arşı suyun üzerinde idi. Her şeyi Levh-i Mahfuzda takdir etmişti" hadîsi ilk önce suyun, sonra da arşın yaratıldığını ifade eder. Başka bir rivâyette de ilk önce kalemin yaratıldığı zikredilir. Âlimlerimiz çelişkili görülen bu hadîsleri şöyle tevil etmişlerdir. Buradaki ilk sırayı alma birbirine göredir. Birisine ilk önce budur denmesi, sonra gelene nispetledir. Buna göre ilk önce Nûr-u Muhammedî sonra da sıra ile su, arş ve kalem yaratılmıştır. Yukarıdaki hadîste zikredilen, diğer varlıklar o nurdan türetildi, sözleri Hz. Peygamber (sav)'in ilk önce yaratıldığını ispat eder. Ancak buradaki yaratma işi icat değil takdir etmedir.
Son peygamber oluşu da Hz. Muhammed (sav) için bir üstünlük vesilesidir. Bir hadîslerinde Hz. Peygamber (sav), "...Peygamberlik sarayının noksan kalan son kerpici olarak O'nu tamamladım. Ve böylece de peygamberler kafilesi benimle sona erdi" buyurur. Diğer hadîslerinde, "... Beni Haşim oğullarından seçip getirdi" demiş ve temiz bir soydan geldiğini açıklamıştı. "Hz. Âdem'den itibaren neslinde zina mahsulu kimsenin olmadığını..." beyan etmesi de bir üstünlük vesilesidir.

12. Allah'ın Kendisine Halilim ve Habibim Demesi:
Hz. Peygamber (sav), Allah'ın elçisi olduğu gibi dostu ve habibi’dir. Bir hadîslerinde kendisini kastederek, "Allah arkadaşınızı halil (dost) edinmiştir" buyurmuştur. Halil (dost) sevdiğine kopmaz bağlarla bağlanan ve bağlılığında bir leke olmayandır. Allah'ın halil edinmesi, O'na yardım etmesi, kendisinden sonra gelenlere imam yapması demektir. Bu kelime aynı zamanda sevgi, lütûf, yükseltmek, şefaat etme hakkını içine alır. Habibullah (Allah'ın sevgilisi) mertebesi Hz. Peygambere mahsustur. Mertebelerin en yükseğidir. Bunun için İbrahim Aleyhisselâm'a Halilullâh denirse de Habibullah denmez. Habibullah (Allah'ın sevgilisi) olmak neticesi itibarîyle de bir fazilet vesilesidir. Zira Allah'ın bir kulunu sevmesi, onu saadete ulaştırması, koruması, muvaffak kılması kendisine yaklaştıracak sebepleri onun için hazırlaması, rahmetine gark etmesi demektir. Bu mertebeye ulaşan kimse için perdeler açılır, böylece de Allah'ı müşahede eder. Bu mertebeye sadece Hz. Peygamber ulaşmıştır.

B- UHREVİ BAZI FAZİLETLERİ

1. Kıyamet Günü Kabirden Kalkmada, Cennete Girmede İlk Sırayı Alması:
Kıyamet günü kabirden kalkanların ilki Hz. Peygamberdir. Nitekim bir hadisi şerifte Hz. Peygamber, "Ben insanlar diriltildiği zaman kabirlerinden dirilip çıkanların ilkiyim. Heyet teşekkül ettiğinde hatipleriyim. Ümitsizliğe düştükleri sıra müjdecileriyim." Livâu'l-Hamd sancağı elimdedir. Adem oğlundan Allah'ın yanında en şerefli olanı yine benim. Ancak bunlarla iftihar etmiyorum". Cennetin kapısını ilk açan da O'dur. Bununla ilgili bir hadisi şerifte, "... Cennetin kapılarının halkasını sallayanların ilki benim. Cennet açılır, içeri girerim. Benimle birlikte müminlerin fakirleri de girer..." buyurur.

2. Kendisine ve Ümmetine Havzın Tahsis Edilmesi:
Bir hadîsi şerifte şöyle buyrulur: "Havzımın bir kenarından diğerine olan uzaklığı bir aylık mesafedir. Ve bu kenarları aynı uzunluktadır. Suyu gümüşten daha beyaz, kokusu miskten daha hoş, su içme kapları göğün yıldızları sayısıncadır. Ondan içen bir daha susamaz" . Bu havuzdan ancak hak eden ümmet-i Muhammed içecektir .

3. Şefaat Hakkına Sahip Olması, Makam-ı Mahmûd'a Yükseltilmesi:
Aslında Hz. Peygamber (sav) "Makam-ı Mahmûd"a ulaştığı için her çeşit şefaat etme hakkını elde etmiştir. Makam-ı Mahmûd'un izahı için farklı şeyler söylenmiştir. Müfessirlerin meşhur görüşlerine göre o, Hz. Peygamber'in, Livâu'l Hamd sancağı altında bütün insanlar için yapacağı büyük şefaatinin makamıdır.
Bazı hadîslerden anlaşıldığına göre Makam-ı Mahmud (övünülecek makam), her peygamberin kendi zellesini düşünerek, şefaat etmeye cesaret edemediği, bu sırada Hz. Peygamberin yeşil bir elbise giyip arşın sağında, bir tepenin üzerinde durarak bütün insanlara şefaat ettiği makamdır. Şefaati Uzmâ (büyük şefaat) denen bu şefaati, bütün insanları mahşerin sıkıntılarından kurtarıp bir an evvel hesaplarının görülmesini temin eder. Ümmetine mahsus olan şefaatinin da çeşitli şekilde tezahürleri vardır. Ümmetinin sırattan selametle geçmesi için şefaat etmesi cehenneme girmiş müminlerin cehennemden kurtulmaları için şefaatte bulunması gibi. Aslında diğer peygamberlere tanınan makbul olacak duâlarını onlar dünyada kullandılar. Hz. Peygamber ise makbul olacak duasını ümmetine şefaat için kıyamet günü yapacaktır .

4. Hz. Peygamber (sav)'in Diğer Peygamberlerden Üstünlüğü:
Buraya kadar saydığımız faziletler ve daha birçok sebeplerden dolayı Hz. Muhammed (sav)'in diğer peygamberlerden üstün olduğu söylenmiştir. Bununla beraber, O, "...Allah'ın peygamberlerinin bir kısmını diğerinden üstün tutmayın..." buyurmuştur. O'nun böyle demesinin sebebi şudur. Bir kere Hz. Peygamber mütevazi bir insandı. O hiç bir zaman üstünlük iddia etmemiştir. Ayrıca üstünlüğünü belirtmesi diğer peygamberler için bir noksanlığın mevzû edilmesini akla getirebilirdi. Aynı zamanda Resullük hususunda peygamberler arasında fark da yoktur. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur, "Biz Allah'ın peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırmayız". Âyet şöyle tefsir edilmiştir. Peygamberlerin bir kısmını tasdik diğerlerini tekzip ederek aralarını tefrik etmeyiz. Hepsini derecesine göre peygamber tanırız. Diğer bir âyet de, peygamberler arasında fazilet farkının bulunduğuna işaret etmektedir. Bu âyette de, "O işaret olunan Resuller, Biz onların bazısını bazısından efdâl kıldık" buyrulur. Bu âyet şöyle izah edilir. Evet, hepsi Resul, asli risalette müsavi, fakat böyle olmakla beraber bazısına ve belki her birine bir meziyet, bir hususî fazilet, bir rütbe-i mümtaz verdik demektir. İbn Abbâs, Hz. Peygamberin diğer peygamberlerden farklı üstünlüklerini şöyle sıralar: Bir kere daha önce zikredildiği gibi Hz. Peygamber'in geçmiş ve gelecek günahları affedilmiştir. Yine O, bütün insanlara ve cinne peygamber olmuştur . el-Kastallânî de, Hz. Peygamber, diğer peygamberlerden üç sebepten dolayı üstündür.

1-Miraca yükseltilmesi,
2-Bütün beşerin seyyidi olması,
3-Mucizeleri ile.

Gerçi diğer peygamberlere de mucize verilmişti. Ama O'na verilen bazı mucizeler O'ndan önce kimseye verilmemişti. Ayrıca Hz. Peygamberin Şemaîl'i ve Hasâis'i de diğer peygamberlerin bu hallerinden üstündür.


Mehmet SÖNMEZOĞLU
Müftü

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet SÖNMEZOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sizin Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sizin Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sizin Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sizin Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kocaeli’de Gerçekleştirilecek Konserde Hangi Sanatçıyı Görmek İstersiniz ?
Tüm anketler